Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu: “Hekimliğin insanı sevmek olduğunu gösterdi”

Prof. Dr. Talat Kırış*
Beyin cerrahı

Cemil Abi’yle ölümü yan yana getirmek ne kadar zor. Bugün onu sonsuzluğa uğurlamasaydık, yani yoğun bakımdan çıkabilseydi, hafta başı hasta bakmaya başlardı, Koronavirüs’le mücadelenin en ön saflarında olurdu, oldu da zaten.

Hasta hasta, ateşi varken bir hafta boyunca çalışmaya devam etmeseydi belki bugün aramızda olacaktı, Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu.

İyi doktordu, ama daha önemlisi büyük insandı, güzel insandı. Tüm bu vasıflara sahip olmak kolay değildir. Öğrencinin, hastanın, hemşirenin, müstahdemin, meslektaşlarının hepsi tarafından sevilip, sayılmak… Yolumuzu aydınlatan insanlardan birisiydi.

Çok hekimin mentoruydu. Sevgili abimizdi. Hekimliğin doktorluktan fazlası olduğunu, insanı sevmek olduğunu, her hastasını özenle, yakından izleyerek gösterirdi. Yalnız tıbbi yönüyle değil, her açıdan, hastasının duygularına, düşüncelerine, sosyal, ekonomik, psikolojik yönlerine önem vererek.

Hastayı yalnız hasta olarak değil, bir bütün olarak sahiplenerek. İstanbul Tıp Fakültesi’nin efsane hocalarından biriydi. Arkasından öğrencilerinin en çok yazdığı cümle, “Sizin öğrenciniz olmaktan onur duyuyorum, gurur duyuyorum” oldu.

Sosyal medyada o kadar çok anı paylaşılıyor ki Cemil Hoca ile ilgili. Elinin, gönlünün değdiği herkes onu anlatıyor, yolu İstanbul Tıp Fakültesi’nden bir şekilde geçmiş herkese de dokunmuştur zaten.

Cemil Abi’yi en güzel anlatan yazılardan birini, hepimizin içinden geçenleri, öğrencisi Dr. Bahar Eryaşar yazmış:

“O’nu tanımamış herkese O’nu anlatasım var. Herkes bilsin istiyorum, canımızın neden bu kadar yandığını, nasıl bir değeri yitirdiğimizi…

“Bilgisi öyle uçsuz bucaksızdı ki, anlatışı kocaman bir okyanusun küçücük bir çeşmeden akışına benzerdi. Coşkuyla, sevgiyle ve güler yüzle anlatırdı. O enerjisi, öğretme, paylaşma coşkusu, güler yüzü tanıdığım ilk günden son görüşüme kadar değişmedi. Kimsenin sözünü dinlemeyen yaşlı teyzelerin, amcaların yatağına oturup sohbet ederek ellerini öperek ikna ederdi. Vizitte bir koğuşa girdiğinde O’na çevrilen gözlerde minneti ve umudu okurdunuz. Ekibinde profesöründen uzmanına, hemşiresinden asistanına, öğrencisinden temizlik işçisine herkesi ayırmadan bağrına basardı. Sadece tıbbı değil, hayatı ve tevazuyu da öğretti.

“Yanımızda değilken bile bizimleydi. Hiç unutamıyorum. Çok soğuk bir kış günü pazara gitmişiz. Üşüyorum, sıcak tutacak bir kabana ihtiyacım var. Gündüz okuyup gece çalışıyorum ama öğrencilik hali işte; para ancak pazara yeter. Bir tezgahta tam aradığım gibi bir şey buldum, lakin fiyatı cebimdeki paranın neredeyse iki katı, satıcının da o kadar indirim yapması imkansız. İstemeye istemeye bıraktım. Sohbet ederken İstanbul Tıp Fakültesi’nden olduğumu öğrenince adam “Cemil Taşcıoğlu’nu tanır mısın?” dedi. Şaşırarak, ‘Evet, hocamdır. Ama siz nereden tanıyorsunuz?’ dedim. ‘Hadi al kabanı giy. Hocana da selamımı söyle. Haftaya çayımı içmeye pazara bekliyorum kendisini’ dedi. O kabanla soğuk kış aylarını üşümeden geçirdim. Cemil Hoca’nın sayısız iyiliğinden kim bilir hangisi paranın kalan kısmını ödedi.”

Cemil Abi’yi sözle, yazıyla anmak yetmez, dilerim genç hekimler ona layık olarak anısını yaşatırlar.


* Prof. Dr. Talat Kırış – Amerikan Hastanesi Nöroşirürji Bölümü